TürkçemizOyunlarİletişim
  1. Ana Sayfa
  2. Sözlük
  3. ocak

smartsözlük

Ana SayfaSözlükAtasözleriİlginç BilgilerHakkımızdaİletişim
© 2025 Smart Sözlük. Tüm hakları saklıdır.

ocak

place

[odʒa·k]

(ojak)
11 anlam
1

Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer

A place used for making fire, cooking, heating, and warming

Örnek kullanım:

“Üç balıkçı güneş batarken kumların üzerine iki taştan bir ocak yaptılar ve ateş yaktılar.”— Halikarnas Balıkçısı
2

Şömine

Fireplace

Örnek kullanım:

“Ocağın önünde oturup acayip bir dikkatle odunların yanışına bakar.”— Y. K. Karaosmanoğlu
3

Isı vererek üzerine veya içine konulan maddeleri ısıtan, pişiren, kaynatan, eriten araç veya alet

A device or tool that heats, cooks, boils, or melts materials placed on or in it

Örnek kullanım:

“Anlaşılan çamaşırcı giderken ocağı tam söndürmemiş olacak.”— H. Taner
4

Kahvelerde, kuruluşlarda çay, kahve vb.nin yapıldığı yer

The place in cafes or establishments where tea, coffee, etc. are prepared

Örnek kullanım:

“Konuşmalar iyice kızışmaya başladığı vakit kahve ocağının önünde görünür.”— S. Birsel
5

Yer üstünde veya yer altında cevher çıkarılan yer

A place where ore is extracted from the ground, above or below

Örnek kullanım:

“Mermer ocağı. Kömür ocağı.”
6

Bahçelerde veya bostanlarda her tür meyve ve sebze tohumu veya fidesinin dikimi için ayrılmış toprak çukuru

A hole in the ground in gardens or vegetable patches where all kinds of fruit and vegetable seeds or seedlings are planted

Örnek kullanım:

“Mustafa, arkasına güçlü kuvvetli bir kadın takmış, üç evleğine çizgiler, ocaklar açıyordu.”— S. F. Abasıyanık
7

Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları, görev yaptıkları yer

An organization or place where people with the same purpose and idea gather and perform their duties

Örnek kullanım:

“Başlangıçtan beri burası bir vatansever ocağı idi.”— F. R. Atay
8

Yılın birinci ayı, kânunusani

The first month of the year, January

Örnek kullanım:

“Ocak ayını sevmem, oldum olası.”— B. Felek
9

Yeniçeri teşkilatını oluşturan odalardan her biri

Each of the rooms that make up the Janissary organization

10

Ev, aile, soy

Home, family, lineage

Örnek kullanım:

“Henüz temelleri atılmayan kendi ocağım kurulmadan yıkılmıştı.”— A. Gündüz
11

Halk hekimliğinde bir önceki kuşaktan el verme suretiyle aktarılan bilgileri kullanarak belirli bir şikâyeti veya hastalığı iyileştirdiğine inanılan aile

A family that is believed to heal a particular complaint or illness by using the knowledge passed down from the previous generation

TDK Sözlük

Resmi kaynak

Google'da Ara

Daha fazla