1
Bir işi yapmak
Doing a job
Örnek kullanım:
“Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu.”— H. Taner
[etme·k]
(etmek)Bir işi yapmak
Doing a job
Örnek kullanım:
“Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu.”— H. Taner
`İyi, kötü` zarflarıyla birlikte davranmak
Behaving with the adverbs 'good, bad'
Örnek kullanım:
“İyi ettiniz de geldiniz.”
Bulmak, erişmek
To find, to access
Örnek kullanım:
“Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi.”— R. H. Karay
Birini bir şeyden yoksun bırakmak
Depriving someone of something
Eşit değer kazanmak
Gaining equal value
Örnek kullanım:
“İki iki daha dört eder.”
Herhangi bir değerde olmak
To be of any value
Örnek kullanım:
“Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu.”— Ö. Seyfettin
Kötülükte bulunmak
Doing evil
Örnek kullanım:
“Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?”— S. F. Abasıyanık
Küçük veya büyük abdestini yapmak
Performing minor or major ablution
Örnek kullanım:
“Çocuk altına etti.”
Demek, söylemek
To say, to say
Örnek kullanım:
“Emrah eder düştüm dile / Bülbül figan eder güle”— Erzurumlu Emrah
TDK Sözlük
Resmi kaynak
Google'da Ara
Daha fazla