1
Sıkıntı veya güçlükle yapılan, kolay karşıtı
Difficult, the opposite of easy
Örnek kullanım:
“Sabır güzel, faydalı fakat zor şeydir.”— B. Felek
[zo·ɾ]
(zor)Sıkıntı veya güçlükle yapılan, kolay karşıtı
Difficult, the opposite of easy
Örnek kullanım:
“Sabır güzel, faydalı fakat zor şeydir.”— B. Felek
Sıkıntı, güçlük, rahatsızlık
Distress, difficulty, discomfort
Örnek kullanım:
“Dün gece bütün sinirlerimi bir kâbus işkencesinin zoru altına koyan buhranlı saatler yaşadım.”— E. İ. Benice
Yüküm, mecburiyet
Obligation, duty
Örnek kullanım:
“Artık kızının evinde kalışının zordan olduğunu biliyordu.”— N. Cumalı
Baskı
Pressure
Örnek kullanım:
“Hocaların zoru ile çıkarılmış olan bu kanun yürümedi.”— M. Ş. Esendal
Güçlükle
With difficulty
Örnek kullanım:
“El ele vermiş polisler kaldırımlardan taşan halk kitlesini zor zapt ediyorlardı.”— H. Taner
`Yapamazsın` anlamında kullanılan bir söz
A phrase used to mean "You can't do it"
TDK Sözlük
Resmi kaynak
Google'da Ara
Daha fazla